10 Temmuz 2011 Pazar



mecnun isen ey dil sana leyla mı bulunmaz
bu goncaya bir bülbül-ü şeyda mı bulunmaz

sun şerbet-i lal-i lebin ağyara vefasız
saki mi bulunmaz bana bir sahbâ mı bulunmaz

arzetmiyorum aleme alam-ı derunum
yoksa bana bir mahremi sevda mı bulunmaz

bir sen misin alemde tabip illet-i aşka
teşhis-i dile başka etibba mı bulunmaz

al aşkını ver gönlümü allah için olsun
dil vermek için dilber-i rana mı bulunmaz

mesud edecek kimse seni yoksa nezihe
meşgul edecek bir şuh-ı hülya mı bulunmaz
O'na, sadece O'na...

ben çocuktum şeyhim ağlıyordu.
sokaklarımızda oynanabiliyordu giderayak,
bizler her akşam evlerimizde uyuyorduk.
ben çocuktum hayali bir şeyhim vardı.
geceleri bana kısa öyküler anlatıyordu.
ben gülüyordum ama şeyhim ağlıyordu.

bir yerlerde bilge kral diye biri...
evladıymış bize çok merhameti olan birinin.
merhamet nedir diye soramıyorum. 
çünkü merhametsizlik nedir bilmiyorum.
ben böyle sessizce dinliyorum.
şeyhim seslice ağlıyor, üzülüyorum.
üzülmeyi her nasılsa biliyorum.
şeyhler hüzünlendirmek içindir,diyor
ferahlıyorum.

ne zaman yıkıldıysa ömerin kapısı,
-kim ne için yıktıysa artık-
O'ndan beridir ağlıyorum, diyor şeyhim
bu bana inandırıcı gelmiyor aslında,
hayali bir şeyh kadar inandırıcı oluyor gece.
kelli felli adamlar çıkıyor isimleri hatırsız,
büyük yalanlar söylüyorlar,
inanmıyorum.
ben çocuğum ama inanmıyorum.
kandan bahseden cümleler hatırlıyorum.
biri adalet diyor, 
ömer ve ali ve O...

zülfikâr diye bir şeyden çok korkuyorlar.
zalim diye bir kelime öğretiyor bana şeyhim.
"adaletten başka verecek bir şeyimiz yok"muş onlara.
uykusuzluk şaşırttı sanıyorum şeyhimi,
ya benim küçüklüğümü unuttu,
ya kendi şeyhliğini...
O, diyor benden çok ağlamıştır şimdi.
gülümsetiyor bu itiraf beni.
O gülümsetir diyor şeyhim.
O gülümsetir...